Kategoriler

Showing posts with label Müzik Yazıları. Show all posts
Showing posts with label Müzik Yazıları. Show all posts

Wednesday, September 24, 2014

''SAYGI ALBÜMLERİ''NDE SON DURUMLAR!


Türkiyede son yıllarda popülaritesi giderek artan saygı albümlerini mercek altına aldım. Bu zamana kadar Aysel Gürel, Onno Tunç, Uzay Heparı gibi pek çok sanatçı için hazırlanan tribüte albümlere yakın zamanda Kayahan albümü de eklenecek. 


Henüz yayımlanmadan hakkında konuşulmaya başlanan tribüte albümler yeterince ses getiriyor mu? Bu albümlerde yer alan isimler neye göre seçiliyor? Projeler doğru kurgulanıyor mu? sorularını ülkenin önde gelen müzik yazarlarına sorduk...


Yavuz Hakan Tok ( Müzik Yazarı) : Saygı albümleri ses getiriyor evet, bunu inkâr edemeyiz. Ama daha ziyade ‘albümde kim hangi şarkıyı söyleyecek’ safhasında ses getiriyor; çünkü nispeten haber değeri var. Ama arkası gelmiyor zira bu albüm projelerinde genellikle dağ fare doğuruyor. Bunun birkaç sebebi birden var. Bir kere bu tip işlerin yapımcılar açısından ticari bir cazibesi var. Başka bir sebeple bir araya gelmesi pek mümkün olamayacak şarkıcılar, söz konusu bir saygı albümü olunca kolay ikna oluyorlar ve böylece alıcının iştahını kabartacak kadrolar kurulabiliyor. Diğer taraftan da saygı albümü yapılan isimler tek başına satış şansı da getiriyor. Mesela Ahmet Kaya, Barış Manço ya da Kayahan’ın sevilen şarkılarından oluşan bir albüm fikri bile tek başına kulağa hoş geliyor. E şarkıları söyleyenler de sevilen isimler olunca ortada un var, şeker var, yağ var gibi bir durum oluyor. Ne ki malzeme tamam olsa da helvanın kıvamını tutturmak o kadar kolay olmuyor.

Bence bu tip albümlerdeki temel sorun doğru şarkıların doğru şarkıcılarla eşleşmesinde yaşanıyor. Bu ciddi bir prodüktörlük zekâsı ve deneyimi gerektiren, zor bir iş. Bu işi tamamen şarkıcılara ya da saygı albümü yapılan kişinin kendisine bıraktığınızda ya da prodüktör olarak türlü matematik hesaplar ve şarkıcı-besteci ilişkileri düzleminde bir takım kurnazlıklar yaptığınızda ortaya çıkan tercihler, müzikal doğrularla ve dinleyicinin beklentisiyle kesişmeyebiliyor. Öyle ya, Barış Manço’ya saygı albümünde ticari beklenti dışında hangi sebeple Hülya Avşar’a yer verilebilirdi ki?
Mesela Tarkan’ın Aysel Gürel albümündeki “Firuze”den sonra şimdi de Kayahan albümünde “Yemin Ettim”i söylemesi düpedüz ticari ve kolaycı bir seçim gibi görünüyor. Sahiden yakıştığı için, tarzına en uygun şarkılar olduğu için bu şarkıların seçildiğini düşünmüyorum açıkçası. Daha çok “en parlak hit, en parlak stara gider” formülü devrede gibi.
Bir de tabii şarkılar doğru şarkıcılarla eşleşse bile, her “cover”da karşımıza çıkan diğer temel problemler var. Şarkının orijinaliyle aramızda eskiden beri süregelen duygusal bağımızın, kulak aşinalığımızın ırzına geçilmesi, düzenlemelerin yetersizliği ya da tatsızlığı, deneysel şeyler yapalım derken şarkıyı tanınmaz hale sokmalar ve benzerleri gibi.

Arzu Çağlan ( Radyo Programcısı) : Çoğu konuda olduğu gibi bu konuda da bir tuhaflık yaşıyoruz aslında. Yıllar önce Melih Kibar için yapılan bir albümle başlamıştı bu hürmet albümü geleneği. Ben tribute yerine hürmet demeyi tercih ediyorum. Orhan Gencebay, Aysel Gürel, çok kaliteli işler yapıldı. İyi tirajlar yakaladı. Hem bizim gibi müzik camiasından olan insanları, hem de yeni şeyleri seven dinleyiciyi heyecanlandıran işler oldu bunlar. Fakat özellikle Orhan Gencebay albümü rekor bir satış yapınca, film orada koptu. 
Dünyada hürmet albümlerinin listelerde yarışmaya çalıştığını görmeyiz. Çünkü, orada ana amaç güçlü bir isme diğer müzisyen dostlarının bir vefa, sevgi ve saygı gösterisi olarak kalite önemlidir. O ismin hayranları da alır onu kolleksiyonlarında bir köşeye koyarlar. Bizde ise bu durum giderek vahşileşiyor. Hepimiz öncelikle bu albümlerde yer alan isimleri öyle bir maratona sokuyoruz ki, hürmet albümleri giderek arenada aslan dövüşüne döndü. 

Öte yandan, öyle acemi, öyle fiyasko isimler öyle şarkıları söyleyeme kalktılar ki, vefa albümleri de bir vefasızlık albümüne dönüştü. Plakçıların genç isimleri promote etme veya vasat şarkıcıların sınıf atlama kaygısı ile bir çok eser katledildi. Ahmet Kaya ve Müslüm Gürses albümleri bu manada, bence bu iki isim için yapılmış vefasızlık albümleri olarak tarihe geçtiler. Necati Şaşmaz'dan Hülya Avşar'a, Semih Saygıner'den Oktay Kaynarca'ya arabesk yorumdan zerre haberi olmayan insanlar hangi cüretle babanın albümüne seçildiler ve kabul ettiler bilmiyorum. Yine Ahmet Kaya'nın alelacele, çoğu ismin ev stüdyosunda yapıp gönderdiği şarkıları içinden de bir kaç tanesi hariç hiç biri yükselemedi. Hatta, Ahmet Kaya fanları sosyal medyada bu şarkılara lanet okudular. Çünkü, mesela bir Kum Gibi mahvolmuştu. 

Sonuca gelirsek, bu albümleri hak eden çok isim var ülkemizde. Ancak, nice zorluklar, nice baskılar altında bu şarkıları canlandıran bu isimlere, süslü püslü cipleri ile gelip, en son teknoloji stüdyolarda bu ölümsüz şarkıları mahvetme hakkını veremeyiz. Herkes haddini bilsin. Yapılacaksa albümler, titizlikle, gerçek yorumcularla ve bir işbirliği ile yapılsın. Sen yap şarkıyı yolla koyarız ile olmuyor canım.


Murat Meriç ( Müzik Yazarı ) : Bu albümlerin kısa bir süre için çok ses getirdiği muhakkak; en azından çıktığı tarihlerde çok konuşuluyor, gündemi meşgul ediyorlar ancak sonrasında hızla yok oluyorlar. Bugün Onno Tunç albümünü kaçımız hatırlıyor? Üç Hürel albümünden kaç kişi haberdar? Sorduğumuzda bugüne kadar çıkan "tribute" albümleri bir çırpıda sayabilecek kaç kişi var? Daha yakın zamana gidelim: Çok değil iki yıl önce fırtınalar kopartan Orhan Gencebay albümünü ya da o albümde şarkı söyleyenleri kaçımız hatırlıyor? Soruları artırabiliriz. İşin özü şu: Bu albümlerin kaderi, kalıcı olamamaları. Bu konuda bu yılın başlarında BirGün'de uzun bir yazı yazmış, şunu söylemiştim: Türkiye'de "saygılı bir saygı albümü" maalesef yok denecek kadar az. Bu tür albümler işin gereğini yerine getiremiyor, meşhurları bir araya toplamaktan öte gitmiyor. Olay basit aslında: Bu albümlere katılanlar, şarkıları kendi tarzlarında yorumlar ve ortaya bambaşka, yepyeni, daha da önemlisi şaşırtıcı ürünler çıkar. Bizde bu yanlış anlaşılıyor. Örneğin, az önce sözünü ettiğim Orhan Gencebay albümünde, tek tornadan çıkmış düzenlemelerin memleketin meşhurlarınca seslendirilmesi, albüme hareketlilikten öte tekdüzelik katıyor. Bu, yapımcılarla ilgili bir sorun. Herkes kendi sanatçılarıyla çalışmak istiyor ve bir düzenlemeciyi/yorumcuyu ön plana çıkartıyor. Böyle olunca da olay “saygı”dan ziyade ticari bir boyuta geçiyor. Bu aşılamadığı sürece Türkiye’de gerçek anlamda bir “tribute” albüm yapmak zor. Projeler maalesef doğru kurgulanmıyor, çoğunda ortada fikirden öte bir proje bile yok! Bundan 14 yıl önce yapılan ve memleketin ilk "tribute" albümü diyebileceğimiz "Şarkılar Bir Oyundur / Bülent Ortaçgil için söylenmiş Bülent Ortaçgil şarkıları" hâlâ bu albümlerin en iyisi. Bu bile durumun vehametini yeteri kadar açıklıyor bence.

Monday, May 20, 2013

RÖPORTAJ: HADİSE

'Her Programdan Star Çıkmaz!'' 
 
- 2013 yılında ‘’Visal’’ sürprizi ile çıkageldiniz. Yoğun konser programı ve tv programı temposunda dinleyicilerinizi tek şarkı ile selamladınız. Visal’in hikayesini anlatır mısınız?

Besteci Tolga Görsev ve söz yazarı İsra Gülümser ile ilk defa çalıştım ve enerjimiz hemen tuttu diyebilirim. Albüm için şarkı ararken “Visal” çıktı karşımıza ve ters köşe yapmak istedim, fazla beklemeden “Visal”i çıkarmak istedim diyebilirim. İki kişinin arasındaki aşkı, sevgiyi anlatan derin bir şarkı. Bu şarkıyla beraber ters köşe yapmak istedim ve şaşırtmak istedim insanları.

- Visal’den önce yine bir tekli  ile dinleyicilerle buluşmuştunuz. Çok şarkılı bir albüm yerine tek  şarkılık ve versiyonlu bir tekliler mi yayınlamayı tercih ediyorsunuz?

Tercih değil açıkçası. “Biz Burdayız”ı çıkardığımız sene albüm düşünmüyordum açıkçası ama “Visal”i çıkardığımız dönemden önce albüm çalışmalarına başlamıştım ama yeterince istediğim konseptte şarkılar bulamadım. Bu yüzden albümü ertelemek istedim ve “Visal” ile beraber farklı bir şey yapıp kendimi kendi sanat dünyamda başka bir yere taşımak istedim.

- Geçtiğimiz aylarda ‘’O Ses Türkiye 2’’ de jüri olarak yer aldınız.  Yarışma programlarının gerçekten müzik sektörüne kalıcı isimler kazandırdığını düşünüyor musunuz? Bu son zamanlarda tekrar tekrar gündeme gelen bu konu hakkında ne düşündüğünüzü merak ediyorum. 

Maalesef herkes her katıldığı programdan star olarak çıkamaz. Bu imkansız bir şey. Bazen müthiş seslere sahip olan isimler star olamıyor, müzik yapamıyorlar. Bu yüzden sadece yarışmalarla alakalı bir durum değil bu bence. Şans önemli ve kendi tavrınız ve kaderiniz bence... Böyle yarışmalar tabii ki de yarışmacıları çok hızlı bir şekilde insanlara seyirciye tanıtabiliyor. Bütün bu etkenlerle beraber doğru bir yol çizildiği an her şey olabilir...


- Bugüne pek çok farklı söz yazarı ve besteci ile çalıştınız. Şarkılarınızda yol arkadaşlığı yapacağınız isimlere nasıl karar veriyorsunuz?

Benim için isim önemli değil. Şarkılarım Ayse, Fatma, Ali herkesten gelebilir. Önemli olan şarkının bana yakışması. Şarkılarda, bestelerde ego olmamalı. Onunla bununla çalışmam tavrı yoktur bende. Müzik müziktir çünkü...

- Şarkılarla olduğu kadar kliplerle, sahne Showları ile de dikkat çeken ve konuşulan bir isimsiniz. Hadise için müzik mi show mu öncelikli?

Her şeyden önce müzik çünkü müzik olmadığı süreçte istediğiniz showu yapamazsınız. İkisi de diyelim :)) . Sahnede sahne showları beni çok heyecanlandırıyor bir sanatçı olarak. Dans odasında yeni koreografileri öğrenmek beni çok mutlu ediyor mesela..


- Yakın dönemdeki projeleriniz hakkında bilgi verir misiniz?

Yazdan önce çok eğlenceli yeni bir single ile sevenlerimin karşısına çıkacağım. Bunun hazırlıklarıyla uğraşıyoruz ekipçe...

- Müziğin bu kadar içindeyken, yeni albümleri de, gelişmeleri de takip etmemek olmaz. Siz kimleri dinlersiniz? Kimlerin şarkılarından etkilenirsiniz?

Tabii çok doğru bu benim hayatım, elbette takip ediyorum. Son zamanlarda daha fazla Özlem Tekin dinliyorum. Yeni albümünü takdirle dinliyorum çünkü sözleri cesaret dolu. Korkmayan ve istediğini anlatan sanatçılara saygım sonsuz!

- Son olarak, Hayat Müzik Platformu okurlarına ve takipçilerinize neler söylemek istersiniz? 

Sizleri durmadan takip etmelerini diliyorum öncelikle.. Ve herkese hayatında başarılar, aşk ve sağlık diliyorum...Sevgiler

Röportaj: Ahmet ERTEN/ Hayat Müzik / 2013

RÖPORTAJ: ÖZLEM TEKİN

'' Bütün sanatçı arkadaşlarım, toplum ne istiyorsa, o ara ne popülerse oradan besleniyorlar...''


- Uzun süren bir aranın ardından bu kez ‘’Kargalar’’la dinleyici ile buluşturdunuz. Kargalar’ı Özlem Tekin nasıl tanımlar? Nasıl bir albüm bulacak dinleyici?


Bir albümünü sözlerle anlatmak çok zor. Ama Kargalar, gerek sound olarak gerek içerik (sözler) olarak tam bir heavy metal albümü. Bu albümde yeni şarkıların yanı sıra, iki eski şarkının yeniden düzenlemesi ve de elektronik re-aranjeler var. Bütün sözler bana ait. Müzikleri ise Össan Deneçle birlikte yaptık. Güçlü sert ve duyarlı bir albüm. Kadına şiddet, doğa katliamı ve ikili ilişkilerde dile getirlimeyen pek çok mevzu söz konusu, ki bu da yaptığımız tarza çok uygun.

- Albüm kısa sürede pek çok olumlu eleştiri aldı. Sanki sizden beklenen albümü doğru zamanda yaptınız yine..


Hiçbir zaman derdim beklenti karşılamak olmadı. O an hangi müziği dinliyorsam ve ne yapmak istiyorsam, o şekilde yaşayıp, şarkılarımı o ruh haliyle yazıyıorum. Belki de bu yüzden olumlu eleştiriler alıyorum. Çünkü günümüzde bütün sanatçı arkadaşlarım, toplum ne istiyorsa, o ara ne popülerse oradan besleniyorlar. Bu da toplumun sanat ve müzik açısından kısır bir döngü içerisine girmesine neden oluyor.

 



- Özlem Tekin’i hiçbir zaman bir kalıba koyamadık…Hep dinamik, içinden geldiği gibi. Belki de müziğin sınır tanımazlığının en iyi örneklerindensiniz. Bir albüm hazırlamadan önce tarzına/çizgisine nasıl karar veriyorsunuz? Tek ölçüt içinizden neyin geldiği mi?

Kesinlikle öyle. Sevmediğim veya içime sinmeyen bir işe asla girişmem. O an ne istiyorsam, ne düşünüyorsam o şekilde çalışıyorum hep. Albüm öncesinde karar verme aşaması gibi bir şey söz konusu olmuyor. Zaten o an nasıl hissediyorsam şarkılar o ruh haliyle yazıyorum. Büyük planlar, araştırmalar yaparak bir işe girişmiyorum. Hepsi içimden geldiği gibi. Bence sanat planlanarak değil, hissederek, yaşanarak yapılır zaten.



- Sanatçı ruhunuzu sadece müzik alanında görmedik.. Bu zaman kadar pek çok başarılı oyunculuk deneyimlerinizde de izledik. Kimi zaman tiyatro sahnesinde bir müzikalde kimi zaman bir sinema filminde, bazen de bir dizide. Oyunculuk çalışmalarınız nasıl gidiyor?


Şu anda oyunculuk ikinci planda sayılabilir. Albüm yeni çıktı. Hedefimiz bolca konser vermek tabi ki. Ama bu oyunculuğu bıraktım demek değil. Bana gelen senaryoları okuyup değerlendiriyorum. Ama henüz işte bu diyebileceğim bir senaryo çıkmadı malesef.




'' Türk rock müziğini iki gömlek yukarı taşıyacak bir iş yaptığımızı biliyorum...''

 
- Albümün ilk klibini ‘’Kargalar’’a çektiniz. Powertürk Tv’nin klibi yayınlamaması geçtiğimiz günlerde gündeme geldi. Bu gerçekten bir sanatçıyı kırmıyor mu, üzmüyor mu? 
Kimse kimsenin klibini yayınlamak zorunda değil. Türk rock müziğini iki gömlek yukarı taşıyacak bir iş yaptığımızı biliyorum. Zaten izlemek isteyen açar internetten bulur, izler. Tabi ki emek verip aylarca uğraşıp, dünya standardında bir iş yapıp, böyle bir şey yaşamak insanı üzüyor. Zaten eleştirilere kulak asıp ona göre hareket eden biri olsam ben olmazdım. Bence bu çeşitliliği kucaklayamayanların sorunu.

- Şarkılar, klipler radyolarda / televizyonlarda yayınlansın ya da yayınlanmasın internet gerçeğinin içinde yaşıyoruz. Sosyal medyayı da aktif kullanan isimlerdensiniz. Sosyal medyanın müziğinize bir katkısı olduğunu düşünüyor musunuz?

Ben sosyal medyayı, özellikle de twitter'ı kişisel alan olarak kullanıyorum. Kişiselden kastım, sadece Özlem olarak kullanıyorum. Hayran kitlemi genişletmek için değil, ¨makara¨ yapmak için tabiri caizse. Sosyal medya inanılmaz hızlı değişen bir mecra. Takip etmek gerçekten çok zor. Müziğimi etkileyen bir kısmı yok ama müziğimin paylaşılmasında ve tanıtılmasında tabi ki sosyal medyadan yararlanıyorum.

- Bu albümle ilgili planlarınızı öğrenebilir miyiz?

Önümüzde bahar konserleri var. Üniversiteleri gezeceğiz doğal olarak. Yeni klip için görüşmelerimiz sürüyor(doğal olarak). Olabildiğince konser vererek Kargalar albümünü tanıtmak istiyoruz. Çünkü bu albüm show programlarına katılıp tanıtılacak bir türden değil. O yüzden olabildiğince çok konser verip, canlı performansımızla dinleyiciye ulaşmayı hedefliyoruz.


Röportaj: Ahmet ERTEN/Hayat Müzik/2013

Wednesday, April 17, 2013

RÖPORTAJ: MURAT YETER



Türk pop müziğinin önemli aranjör ve bestecilerinden Murat Yeter, albümü ''Asya''yı geçtiğimiz günlerde yayınladı. Aranjör albümlerinin yayınlanlanmasının sektör için olumlu bir gelişme olduğunu ifade eden başarılı müzisyen ''Artık iş albümde bir teşekkür etmenin ötesine gitti.. '' diyor..

-Son yıllara kadar aranjör isimlerini albüm künyelerinde ve sanatçıların albümlerini anlatırken ‘’teşekkür’’ gönderirken okur ve duyardık. Son yıllarda ise pek çok önemli aranjörü kendi albümleriyle müzik marketlerde görür olduk. Bunun sebebini dinleyici merak ediyor. Bu albüm projesi nasıl oluştu?

Şahane! Bir kere müzisyenlerin albüm yapması satması muhteşem oldu. Satan albümlerin çoğu müzisyen albümler. Hepsi arkadaşlarım kardeşlerim. zaten. Büyük bir kısmı çok güzel oldu. Bir kısmı Dj albümü yaptı ben anlasaydım ben de yapardım herhalde ama yapamıyorum. Çok başarılı işler oldu DJ olarak. Ama ben zaten dans  edemem (gülüyor) Akustik işleri seviyorum daha çok ve öyle yaptım. Mustafa, şarkıcılığı ile başka bir yolda bayılıyorum dinlemeye. Zaten biz birşey söylemesek bile güzel işler yaptı kardeşlerim satış olarak sektöre büyük faydası oldu. Artık aranjör kim, besteci kim isimleri başarıları biliniyor. Yani iş teşekkür etmenin ötesine gitti..

Benim durumum çok farklı. Bu işlerin dışında tutuyorum kendimi. Hiç kimse album yapmazken 12 sene once başladım anlattığım gibi. Yine büyük bir fark var tamamı kendi bestelerim, cover yok , sıfır şarkılar ve tamamı akustik. Ritm var bir kere işin içinde. Bu 12 senenin bir kısmı başka albümler girince araya arada az biraz tembellikten sonra yapımcı filan aramayıp tarih koymadığım için uzun bir sure geçti. Sonra Ahmet Çelenk tarih verince bitirdim, çıktı. Tabi bir de 4 senedir evde misafir ağırlıyorum şarkıların fanları oldu. Evde misafir ağırlayıp, telefonda şarkı dinletir hale geldim. Şarkıları dışarı çıkartamadığım için süreki taciz durumundaydım. ''Hadi size geliyoruz şu şarkıyı özledik'' diye gelenleri ağırlaya ağırlaya (gülüyor) Artık misafirlere dinletmeyelim dedik, tarih  belli olunca çıkarttım. Kısaca şarkıları dışarı çıkartamayınca mecbur albümü çıkartmak zorunda kaldım. Şimdi arayan soran olmayacak diye korkuyorum almışlar albümü evde kendileri dinliyor. Yalnız kalmayalım diye yeni şarkılar yapıp misafirleri tekrar içeri geri sokmam lazım.

''Bu topraklarda ne varsa Asya'nın içinde de o var''

- Albüm ‘’Türkiye’nin ilk davulcu albümü ‘’ olarak lanse edildi. Bu anlamda bir ilke imza atarken nelere dikkat ettiniz? Hangi özelliklerinizi ön planda tutmaya çalıştınız?

Esasında davulcu albümü olmamasına dikkat ettim sadece davul olsa olamazdı. Zaten sadece davulcu değilim. Albümün içinde damar da var, rap de var, yol şarkıları da var. Yaptığım güne bağlı biraz Bulgar'da esti aklıma birgün Ege esti aklıma…Albümün adı kızımın adı biliyorsun ama Asya işte Asya'nın içinde bu topraklarda içimde ne varsa bi kısmını anlatabildim galiba. ..


- ‘’Asya’’nın içinde Sıla’dan Halil Sezai’ye, Aykut Gürel’e uzanan geniş bir sanatçı kitlesi var. Bu isimler nasıl belirlendi?

Belirlenmedi bu albümde gönlü olan gönlünü müziğe adayan insanlar oldu. Buna dikkat etmedim ama bir bakıyorum ki herkes öyle olmuş. Kimseye söz yazarmısın ya da çalarmışın demedim. Ben bestelerimi yaptım, düzenledim yazan yazdı, çalan çaldı. Gönlünden geçen söyledi. 35 yıllık dostlukların sonucu bu albüm.

Ebru Gündeş mesela, şarkıyı ilk haliyle dinlerken kulağımızda zaten tek bir ses vardı. Hiç ikinci birini düşünmedim mesela. Sonra kendisine şarkıyı ulaştırdım çok beğenmiş. Sağolsun söylemeyi kabul etti. Aradan iki ay geçti ve kayıt için sözleştik. Stüdyoda görüştüğümüzde normalde uzun zaman geçtiği için bri bakıp hatırlamak gerekir. Dedim ''Dinleteyim mi?'' ''Gerek yok'' dedi. Ben de heralde gelmeden dinlemiş diye düşünüyorum. İçeri girdi ve söylemeye başladı 15 dakika sonra şarkı bitmişti. Ben ne diyeceğimi şaşırdım stüdyodan çıkınca. Şahane söyledi, söylerken zaten yaktı bizi. Söylemesi, duygusu.... Neyse çıkınca itiraf etti şarkıyı gönderdiğimde dinleyebilmiş sadece. ''Ben bir şarkıyı ya seversem iki ay önce de dinlesem bir yıl önce de dinlesem aklımdan çıkmaz'' dedi.

Aynı hikaye Niran’da da oldu. O şarkıyı ne duydu ne dinledi. Sözleri filan hiç bilmiyor. Başka bir şarkı için stüdyoya geldi. Acı’ya bu arada söz yazmayan kimse yok. Fakat Neslihan Demirtaş’ın sözleri içimizi yakıyor ve biri söylesin istiyorum. Niran’a dedim dinlermisin ''Gerek yok''  dedi şarkının sözlerini yazdık apar topar Niran’a. Stüdyoya girdi söyledi söylediği yetmedi sözsüz bir bölüm vardı. Oraya bir dörtlük ekleyip çıktı. Şaşkınım hala…

Halil Sezai ayrı bir hikaye, Yonca Lodi , Sirel ayrı hikayeler ne diyeyim hepsi gönüllerini verdiler. Hüsnü kardeşim annesinin ölümüne ragmen gelip çaldı acı içinde. İsmail evde şarkıyı dinlerken sofradan kalkıp gönlünden çaldı. Göksun öyle. Aynı şekilde çalan tüm müzisyenler. Albümlerin içi okunmuyor üzülüyorum. O yüzden arka kapağa yazdım bu adamlar büyük müzisyenler. Her albüm emek işi. 



''Dostlarım bir albüme sığmazdı...''

- Albüm, sosyal medyada ilgi ile karşılandı. Sibel Alaş, Bendeniz, Emel, Levent Yüksel gibi isimlerin neden albümde olmadığı da konuşuldu. Murat Yeter kariyerinde önemli yerlere sahip bu isimlerin albümde yer almamasının özel bir sebebi var mıdır?

Hayır yok hatta Levent’le stüdyoda karşılaştık son kayıt günlerinde ne yapabilirim dedi. Ama herşey bitmişti. Emel desen Gönlümün Efendisi’nin ilk yapılışını bilir. Enstrümantal haline ağlamıştı hüngür hüngür. Bu ilk albüm ama son değil bu sefer bu dostlarım var diğerlerinde bambaşka isimler olacaktır. Dostlarım bir albüme sığmazdı.


- Yakın dönemde gerçekleştirdiğiniz ‘’90 60 90 ‘’ projesi ile sahnelerde yer aldınız. Bu proje halen devam ediyor mu ?

Evet o proje devam ediyor. Zaten projenin yaratıcısı isim annesi Arsevi. Albüm nedeniyle mekan konserlerine ara verdik. Ama özel gecelerde çalmaya devam ediyoruz. Yakında o projeyle ilgili başka sürprizlerimiz olacak. O projeden iki tane müzisyen solistimiz oldu. Sirel ve Seda Mete yakından takip edin derim.


- Bu zamana kadar Türk pop müziğinde çok sayıda önemli albümün mutfağında yer aldınız. Bu kez kendi albümünüz için ter döktünüz. İşin mutfağında olmak ve kendinize albüm hazırlamak arasında nasıl bir fark var?

Tek farkı var o da işin başka bir tarafıyla da tanışıyorsunuz. Mesela sizinle röportaj yapıyorum. Onun dışında zaten hep keyif aldığım işlerin içinde bulundum.

- ‘’Asya’’ ile ilgili çalışmalarınız neler olacak? Hangi şarkıları kliplendirmeyi düşünüyorsunuz?

İlk konserimiz 18 Nisan’da joly Joker’de canlı konserlere devam edeceğiz. Sahneye iki davulla çıkyoruz. Ve ritmler var. Gerisi sürpriz. Yurt dışı konserlerimiz var. Klip konusunda halen kararsızlığımız sürüyor. Galiba bunu sosyal medya belirleyecek. 



''Kalite düştü, herkes panikledi.. Şarkıların neredeyse aynı...''
 
- Bir besteci, davulcu ve aranjör olarak 2000’li yıllar müzik piyayasını 90’lı yıllarla kıyaslamanızı istesek, neler söylersiniz?

O zaman nasıldı korsan ortamı diye başlayabilirim mesela. O zaman kaset, cd basılı korsan vardı. Korsancı belliydi en azından rakamı da belliydi. Şimdi bir sürü şey var. Herkesin bildiği digital korsancılık çok ağır bir darbe vuruyor müzik sektörüne. Herkes evinde neredeyse korsancı. Bilinçlenmeyince olmuyor bu işler. Vicdana kalmış bir durum oldu. Yasal olmayanı paylaşmayın diyorlar sonuç yine aynı. Belli bir noktada tıkanıp kalıyoruz sektörce. Yapımcı para kazanmıyor kazanamayınca yatırım yapmıyor. Ucuz insanlarla çalışıyorlar. Ucuz aranjör arıyor, ucuz beste arıyor herşeyi ucuza yaptırmaya çalışıyor. Sözüm meclisten dışarı hepsi için demiyorum tabi. Haklılar nereden para kazanacaklar. Ya da tutmuş ne varsa onun tekrarı yapılıyor. Riske girmemek için. Yatırım yapmayınca üretim aynı noktada dönüp duruyor. Yapımcı eskiden 400.000 CD satınca ''eh işte'' durumundaydı. Şimdi 100.000 büyük rakam deniyor. Kalite düştü panikledi herkes ben mesela bu yıllarda yapılan şarkıların hepsine yorum yapmama gerek yok. Bir tane şarkıya müzikal yorum yapsam zaten aynı şeyler hepsi için geçerli olacak. Çünkü bir çoğu aynı. Şarkılar, arajmanlar, sözler hep aynı yani birine yorum yap hepsini değerlendir. Çoğu malesef böyle  Arada çıkan güzel işlerin de zaten tuttu diye taklitleri yapılıyor.

- Son olarak dinleyicilerinize neler söylemek istersiniz?

Ne diyebilirim. Okuduğum mesajlar beni çok mutlu ediyor. Bol bol yasal müzik tüketsinler. Tüketsinler ki biz üretmek için fırsat bulalım. Konserlere gitsinler alkışlasınlar ki biz beslenelim sevgiden.

Röportaj: Ahmet ERTEN/ Hayat Müzik / 2013

Tuesday, January 29, 2013

BİTMEK BİLMEYEN ÇİLEMİZ ''TELİFLER''

 
2000'li yıllar müzik sektöründe pek çok dengeyi değiştirirken yapılan şarkılarda eksik kaldığını düşündüğümüz tadı yine 90'lara dönerek bulmaya çalıştık. Bu nedenle düzenlenen ve büyük ilgi gören 90'lar partileri, radyoların yayın kuşaklarına koyduğu 90'lar saatleri, müzik kanallarının yoğun şekilde yer verdiği 90'lar klipleri ve ardı ardına çıkan 90'lar compilation albümleri bunun kanıtı. 



90'lara dair gelişmelerden biri de dönemin en aktif müzik şirketi Raks Müzik'in katalogunun Avrupa Müzik tarafından satın alınması oldu. Bu, arşivcileri sevindiren bir gelişmeydi zira müzik marketlerde bulunmayan albümler, internette yüksek kalitede dinlenemeyen dönem şarkıları müzik tarihi için ciddi bir kayıptı. Bu miras , katalogun Avrupa Müzik'e geçmesi ile beraber hem müzik marketlerde hem de dijitalde yaşamaya devam etti. Ancak bu noktada eser sahiplerinin ne kadar tatmin olduğunu onlara sormak lazım. Şarkıları ciddi hit alan sanatçılar ülkemizdeki telif sisteminin bir türlü istenen şekilde işlememesi sonucu yine bu durumdan en az kazançlı çıkan taraf durumunda kaldı. Geçtiğimiz haftalarda ''youtube'dan nasıl telif alınıyor'' u ciddi ciddi merak edip birkaç meslek birliğine ve bu konuda fikirlerini önemsediğim arkadaşlarıma danıştım. Bununla ilgili kimseden net bir bilgi alamadığımı söylemek isterim. Kimse nereden ne şekilde telif geldiğini bilmiyor! Youtube olayı ise tamamen muaamma! Bu noktada meslek birliklerinin ne yaptıklarını ve neden gelişmeleri bu kadar geriden takip ettiğimizi anlamak zor. 



Bir eserin sözünü, müziğini yazmış onu yorumlamış ve milyonlarca insan tarafından da hem fiziksel olaraks atın alınmış hem de aynı ölçüde ''tıklanmış'' eserlerden kazanılan teliflerin ne derecede komik olduğunu o albümleri satın alan müzik takipçileri biliyor mu acaba? Eskiden beri sanatçıya destek olalım, yasal olarak dinleyelimin mücadelesini sektördeki herkes yeterince verdi diye düşünüyorum ancak sonuç ne yazık ki hiç iç açıcı değil. Dilerim kısa zaman içinde ''gerçekten bir gelişme''nin haberini alırız...






90'lar / En İyi Türkçe Pop / Avrupa Müzik



90'lı yılların lider müzik şirketi Raks Müzik katalogunu satın alan Avrupa Müzik, bu kez bir 90'lar compilaton'u ile karşımızda.  Albüme ''volume 1'' ifadesi ekleyem şirket belli ki, 90'lar konseptli albümler yayınlamaya devam edecek. Söz konusu albümde  Ajda Pekkan, Ayşegül Aldinç, Bendeniz, İzel, Kerim Tekin, Sertab Erener, Harun Kolçak  gibi isimlerin şarkıları yer alıyor.



Ahmet Erten/Hayat Müzik/2013

Tuesday, December 4, 2012

RÖPORTAJ: NÜKHET DURU




''Mutluyum, Gururluyum, Heyecanlıyım...''
 
-Ha çıktı çıkacak derken yıllar sonra gelen bir Nükhet Duru albümü ‘’Tam Zamanında’’ Öncelikle kişisel olarak merakımı gidermek için soracağım neden bu kadar uzun ara? Neydi bunca zaman içinize sinmeyen?

- Benden beklenen mükemmeli bilmenin kaygıları ve çalışıp yapılan kayıtları bile tedirginlikten vazgeçip kullanamama. Ayrıca annem ile geçen uzun hastalık dönemi de moralimi ve enerjimi düşürüyordu. Kısmete inanmak gerek! Zamanı tam şimdiymiş..

-Ve şimdi ‘’Tam Zamanında’’ ile tabiri caizse dostu düşmanı çatlatıyorsunuz. Albümdeki ekibinizden söz eder misiniz biraz? Bu albümde kimler Nükhet Duru’ya yol arkadaşlığı yaptı?

- Şahane bir ekiple çalıştım.En sevdiğim en kıymetli arkadaşlarım, demlenmiş rengi en güzel doslarımla birlikte harika bir dönem geçirdik. Birleştirici 'kişimiz' stüdyo canavarı Sezen Aksu idi:)) Bazı günler aç, susuz, ihtiyaç molasız çalıştık:)  Ama kahkaha ve gözyaşı eksikliği duymadan. Sezen Aksu, Şehrazat, Nazan Öncel, Sıla, Mustafa Ceceli, Ambulans grubu,Sunay Özgür, Fatih Kısaparmak söz ve besteleri ile  Ozan Bayraşa, Aytuğ Yargıç, Ender Akay, Murat Bulut ve Özgen Akçetin müzikal kimlikleriyle ekibizimde yer aldılar. Biz kocamaaan bir ekibiz:)

- Uzun uzun dinlenecek, yıllara yayılacak bir albüm ‘’Tam Zamanında’’. Herkesin kısa sürede edindiği izlenim bu. Bunca albüm arasında bu kadar kolay ve kısa bir sürede bu cümleleri duymak neler hissettiriyor size?

- Mutluyum, gururluyum, heyecanlıyım. Bundan sonrakinin telaşı, garip duygular. Ve pek tabidir ki, dinleyicinin gerçek müziğe özleminin tarifsiz sevinci.



''Ben Yapımcı Değilim. Bu Ayrı Bir Tecrübe Gerektirir. Bir Artist Bunu Yapmamalı Bence...''
 
-Uzun zamandır beklenen bu albümünün tanıtım sürecinde neler planlıyorsunuz? Klip, imza günü, konser…

- Radyo ve klip çalışmalarıyla başlıyoruz. Tv'deki programlarda kültür-sanat programlarını yeğliyoruz.Bu albümün bütün şarkılarını kliplendirme arzusundayım. Planlarımıza göre de ilk klipler 'Sizli Bizli' ve 'Hicran'a çekiliyor. Bu arada sahne çalışmalarınm da tüm hızıyla devam ediyor. Şubat itibariyle de tüm Türkiye'deki dinleyicilerimle kucaklaşabileceğim, bir turne planlıyoruz.

-Milliyet Sanat Dergisi’nde Yavuz Hakan Tok’a ‘’ İş bir albüm üretmeye gelince, bir tek siz ve kalbiniz kalamazsınız. Sistemin olmazsa olmazları devreye girer. Ben o tarafını beceremedim’’ demişsiniz. Bu albümde ne değişti? Görüyoruz ki hem müzikalite olarak dinleyiciler mutlu hem de siz mutlusunuz…

- Evet. Herkesin zevki aynı değildir. Ben müziğe bütün şarkılara aşık biriyim. Ama yapımcı olamam. Çünkü bu ayrı bir meslek ve tecrübe gerekir. Bir artist bunu yapmamalı bence. Sanatçı tamamen sanatına ve işine odaklanmalı. Diğer işleri de güvendiği profesyonellere bırakmalı. Bu albümde çok şanslıyım. Güvendiğim bir ekiple birlikteyim.
''Sezen'in Duyguları Çoştu''

- Albümde pek çok Sezen Aksu şarkısı var. Sezen Aksu ile olan müzikal birlikteliğinizden söz eder misiniz? Kimyanız çok uyumlu gözüküyor.

- Uyumlu gözüken kimya yıllara yayılmış kardeş halini almış arkadaşlığımızdır. Aslında başında yalnız iki şarkılık bir çalışmaydı. Ama öyle keyifli, hüzünlü, acılı, neşeli günler yaşayınca Sezen'in duyguları coştu. Ben okudukça onun yüzündeki tatmin duygusu hala gözümün önünde:)

- Müzik sektörü pek çok açıdan büyük değişimler yaşadı/yaşıyor. Artık milyonluk albüm satışları tarih olmuş durumda… Başarı dijitalde dinlenmek, sosyal medyada konuşulmak gibi algılanıyor. Sizin başarı kriterleriniz neler?

- İyi bir yapıt yolunu bulur. Dünya değişiyor. Şartlar değişiyor. Bütün kriterler de öyle. Elbette yasal dinlenenenler mutlu eder bizleri. Ama bazı albümler saklanmak içindir. Sahip olma duygusu bitmez. Günlük dinleyip tüketilip yenisine bakılacak şarkılardan oluşmadı bu albüm. Sosyal medya daha ilk gün bunun farkına vardı. Ne mutlu bana...

-Son olarak Hayat Müzik Platformu okurlarına neler söylemek istersiniz?

- Bana ve yapmak istediklerime saygıyla, sevgiyle, özlemle yaklaşmalarına teşekkür ediyorum. Yazdıkları olağanüstü cümleleri oldukça şevk geliyor... Bizler hep biraz daha sevgi için kendini telef eden büyümemiş çocuklarız. En büyük ödülümüz dinleyicinin ilgisi.

Röportaj: Ahmet ERTEN/Hayat Müzik/2012

Sunday, November 18, 2012

DOSYA: TÜRKİYE'DE DİJİTAL MÜZİĞİN YERİ




Hayat Müzik, sektörü ilgilendiren konu ve konuklarıyla yeni dosyalar hazırlamaya devam ediyor. Yeni dosya konumuzu Türkiye'de dijital müzik yayıncılığı oluşturuyor. Dijitial müzik yayıncılığında neredeyiz? Dijital müzik, sektörün bütününü nasıl etkiliyor?
 

Dijital müzik yayını yapan yasal platformların, rekabetinin birkaç konuda ayrışabildiğini söyleyebiliriz; Öncelikle, içerik portföyünün ve içerik sunumunun zenginliği kullanıcı için ön plandadır. Kullanıcının aradığı içeriği bulabilmesi, istediği an istediği içeriği dinleyebilmesi ya da indirebilmesi günümüzde önemlidir. Çünkü teknoloji ilerledikçe, rekabet arttıkça kullanıcının da beklentileri artmakta, her an her yerden ulaşabildiği içerikler beklemektedir. Bu durumda da, teknolojiyi iyi kullanan, müşteri deneyimine önem veren ve içeriğini doğru satın alan müzik servisi, kullanıcısını mutlu edebilir. İçeriğin önemi büyüdükçe de münhasır uygulamalar ayrıştırıcı olmaya başlamaktadır. Örneğin, yeni çıkan, beklenen bir içeriği, dijitalde ilk defa sunabilmek, kullanıcıya ulaştırabilmek artı bir değer kazandırmaktadır.

Ve fakat aynı zamanda, tamamen önlenemeyen, önü kesilemeyen korsan da tabi ki bu ayrıcalıkları baltalayabiliyor. Fiziki albüm satışlarının azaldığı günümüzde, koleksiyon amacıyla cd alınmadığı takdirde, müziğin, hızla gelişen ve yayılan teknoloji sayesinde, her türlü cihazdan, kaliteli bir şekilde dinlenebilmesi, izlenebilmesi, dijital ortamda tüketilmesini artırmaktadır. Ancak müziğin, sağlıklı gelişebilmesi, üretenin maddi manevi beslenebilmesi için korsanın muhakkak engellenmesi, tüketicinin yasal kullanım konusunda hassasiyet göstermesi gerekmektedir.
Işıl Akgüney / Turkcell Müzik İçerik Yöneticisi


Türkiye'de dijital müzik pazarı her yıl önemini artırmakta. İçerik yönetimini düzgün yapan tüm dijital müzik platformlarının her yıl yayımladığı raporlara baktığınızda hem ücretli hem de ücretsiz servislerde şarkı indirme ve dinleme sayılarında ciddi artış olduğu görülüyor. Ancak bu noktada ödenen telifler, müzik sektörüne yapılan katkılar halen yeterli değil ve gelişmiş ülkelerin çok gerisinde. Bunun en önemli sebebi olarak da Türkiye'de bu işe başlama modelindeki yanlışlığı görüyorum. Güzel gelişmeler de oldu elbette. Özellikle TTNET Müzik büyük bir kitleye ulaşarak insanları yasal müziğe yöneltmekte büyük bir başarı elde etti, paylaşımlarda yasal müzik ağırlık kazandı ve yayımladığı dinleme sayılarıyla referans oldu ancak dünyada "try&buy" adıyla birçok sektörde uygulanan "önce dene sonra satın al" stratejisi Türkiye'de dijital müzik alanında pek doğru uygulanamadı. Belirli kriterlere göre şirketlerin kullanıcılarına müzik servislerinde ücretsiz şarkı indirme hakkı vermesi ile daha sonra başlayan indirmeden şarkı dinleme (streaming) servisleriyle kullanıcıların işine gelen ancak sektör açısından pek doğru olmayan bir yol izlendi ve bugün en büyük platformlar tamamen ücretsiz müzik dinletiyor. Bu da geliri olmayan, kurumsal şirketlerin büyük oranda tanıtım bütçesinden karşıladığı müzik servislerinin sunulması anlamına geliyor. Oysa ki şirketlerin sundukları bu servislerden ciddi olarak gelir elde edip, müzik pazarına da daha büyük katkılar sağlamasıyla ancak dijital müzik tam olarak işlevini görebilir.

Örneğin yurt dışında oldukça yaygın olarak kullanılan Spotify'da da ücretsiz müzik dinleyebiliyorsunuz, ama sadece 10 saat boyunca... Sonra avantajlarını görüp sunulan ücretli paketlerden birini almak zorunda hissediyorsunuz kendinizi. Türkiye'deki portalların çoğunda ise şu anda sadece şarkı indirmek ücretli, kullanıcılar da ağırlıklı olarak ücretsiz dinleme servislerini tercih ettiği için ciddi gelirler söz konusu değil. İyi haber ise şu; bu servisleri sunan firmalar bahsettiğim hatanın farkında ve ücretli modellere yumuşak geçiş yapma eğilimindeler. Özellikle mobil cihazlarda dinlenen ve indirilen müziğin ücretli olması öncelikli olarak gündemde. Yasal platformlar arasında esas rekabet de sunulan farklı paketlerle, avantajlarla o zaman başlayacaktır. Şu durumda rekabet, platformlarda ilk kez yayımlanan münhasır (exclusive) yenii albümlerden ibaret. Onun dışında hepsinin listesinde üç aşağı beş yukarı aynı şarkılar ve indirme servislerinde de benzer fiyat politikaları olduğundan çok ciddi bir rekabet ortamı olduğunu söylemek yanlış olur. Fiziksel ürün satışı giderek azaldığına göre müzik sektörü için çözüm platformların kataloğunu daha zengin hale getirerek, dijital müzik servislerini ücretli modellerle sunmak ancak elbette kullanıcıları da bu ücretin karşılığını alacaklarına ikna edecek bir yapı kurmaktır. iTunes, Spotify ve Deezer'ın önümüzdeki aylarda Türkiye pazarına girmesiyle rekabet epeyce kızışacak ve hali hazırdaki yerli müzik platformları da daha doğru modeller kullanarak süreci hızlandıracaktır.   

Deniz Değerli/Eski Dijital Müzik Platform Yöneticisi


Son 5 yıl içersinde dijital müziğe yapılan yatırımlar ve kat edilen yol artık gelecekteki müzik sektörünün nasıl bir hal alacağını ortaya koydu. Fiziksel satışların korsana karşı boyun eğdiği bir dönemde belkide korsanı kökünden kazıyacak bir çok yeni gelişme üzerinde çalışılırken, bir çok korsan hizmet veren web sitelerin kapatılmasıyla müzik dinleyicileri artık yasal platformlara yönlenerek hem sanatçıların hem de yapımcıların yüzünü güldürüyor. Belki bugün değil ama yakında tüm müzik pazarı, dijital platformlar üzerinden yürüyecekmiş gibi gözüküyor. Eskiden albümleri satış tirajları konuşulurken artık dijital rakamları konuşur olduk. Buda sektörde edindiği yeri büyük ölçüde yansıtmaktadır. Her geçen gün fiziksel satışların giderek azaldığı bir dönemden geçiyoruz. Müzik firmalarının ve sanatçıların bu kayıpları amorte eden bir mecranın bulunması gerçekten sevindirici...

Ferhat Erzurum / Seyhan Müzik - Dijtal Platformlar Yöneticisi

Haber : Ahmet ERTEN ( Hayat Müzik Platformu Editörü)
hayatmuzik@gmail.com

Friday, October 26, 2012

LANSMAN : GÜLDEN MUTLU

 

Emre Aydın'ın ''Soğuk Odalar''ı ile tanıdığımız Gülden Mutlu ilk teklisini yayınlamaya hazırlanıyor. ''Unutamam Dedin'' adını taşıyan tekli çalışması Emre Aydın'ın prodüktörlüğünde hazırlandı. Dmc ve 565 Yapım etiketi ile önümüzdeki haftalarda fiziksel olarak da müzik marketlerde yayımlanacak tekliye adını veren şarkının söz ve müziği Gülden Mutlu'ya, düzenlemesi ise Mustafa Ceceli'ye ait. 
Dün müzik yazarlarına ve radyo programcılarına özel olarak düzenlenen gecede şarkısını tanıtan Gülden Mutlu oldukça heyecanlıydı. Şarkıdan oldukça umutlu olduğunu ifade eden genç müzisyen söz konusu şarkının klibini çekmiş bile. Gülden Mutlu'nun çok yakında yayımlanacak tekli çalışması dışında yeni şarkılardan oluşan albümünün de hazırlıkları devam ediyor.

 

Saturday, September 1, 2012

ESQUIRE DERGİSİ'NE NAZAN ÖNCEL'İ YAZDIM.



Esquire Dergisi Eylül sayısında Nazan Öncel'in ''Hayvan'a Remix'' albümünü değerlendirdim.



Türk popunun özel isimlerinden birisidir Nazan Öncel. Her şeyden önce çok iyi bir şarkı sözü yazarı ve bestecidir. Yazdıklarını da gerek kendi sesi ile gerek farklı sanatçıların repertuarlarıyla dinleyici ile buluşturur. Sanatçının son albümü ‘’Hayvan’’ geçtiğimiz yıl müzik marketlerde yerini aldı. Dinleyici de mutlu eden albümün remixleri ise 1 yıl sonra çıkageldi. ‘’Hayvan’a Remix’’ geçtiğimiz günlerde müzik marketlerde yerini aldı. Albümün en çok dikkat çekilen ve kliplenen şarkılarından ‘’Beni Bu Koca Şehirde Yalnız Bırakma’’  Ozan Öner Mix’i ile karşımıza çıkıyor. Her ne kadar şarkı bambaşka bir forma çevrilmiş olsa da duygusundan bir şey kaybetmiyor.  Zaten albümün bütün olarak en önemli özelliği remix adı altında şarkıların duygusunu tamamen kaybettiren, kafa şişiren aranjeler yerine, güzel bir sound yakalanması. Şarkılar ruhlarını asla kaybetmiyor. Hayvan’a Remix’in en başarılı örneği  3 numarada karşımıza çıkıyor. ‘’Böyle Konuşma’’ Onur Türkyılmaz tarafından mix’lenmiş.  Türkyılmaz’ın bir diğer mix’i ise Normal. Pek çok albümde bir gizli hit vardır. Onca şarkının içinde kendisini çok kolay gösterir size ama radyolarda duymazsanız ( en azından uzun bir süre), klibini izlemezsiniz. Siz keşfedersiniz. Yeni bir dokunuşla yeniden servis edilir ve fark edilir. Sanatçının ‘’Hayvan’’ albümünde yer alan ‘’Bahanesi Aşktan’’dır şarkısı da bana göre albümün gizli hitiydi. Şarkı Armegeddon Türk Mix’i dinleyicinin daha çok ilgisini çekecek gibi. Üzerine biraz gidilirse radyolar tarafından da çok ilgi göreceğine inanıyorum. Yazıda tüm şarkılara yer verme şansım olmadığı için albümde emeği geçen isimlerden Emre Serin, Tufan Taş, Fatih Bahçıvan isimlerini zikretmeden geçmek istemedim.
Nazan Öncel’in ‘’Hayvan’a Remix’’ albümü sanatçının sevenlerini mutlu edeceği gibi remix albümler arasında da pek çok açıdan örnek teşkil edecek şekilde konumlanacak. Beni bir dinleyici olarak rahatsız eden tek detay, albüm kapak görseli oldu. Keşke Öncel kadar yaratıcı ve şahsına münhasır bir isim albüm kapağı seçerken biraz daha özgün olsaydı.

Ahmet ERTEN