Saturday, October 1, 2016

Sevdiğin Sanatçılara Oy Vermek ve Kırmızı Halıda olma şansı yakalamak için son gün Pazar günü!

Bu yıl 43.’sü düzenlenecek olan Pantene Altın Kelebek Ödülleri’nde televizyon ve müzik dünyasının yıldızları sizin vereceğiniz oylarla parlıyor. Oylamaya katılarak sevdiği sanatçıları ödüle bir adım daha yaklaştırdıktan sonra güçlü ve sağlıklı görünen saçlarıyla fotoğrafını paylaşan 10 kişi, ayrıca geceye katılarak benzersiz deneyimler yaşama fırsatı yakalıyor.
Bu yıl 43.'sü gerçekleşecek Türkiye’nin en prestijli ödül töreni “Pantene Altın Kelebek Ödülleri” için oylamada son hafta! Sevdiği sanatçıları oylarıyla destekleyenler arasından seçilecek 10 kişi ayrıca geceye Pantene’le hazırlanacak, kırmızı halıda sevdiği sanatçılarla tanışma fırsatı kazanacak.
Türkiye’nin sevilen yıldızlarını bir araya getiren “Pantene Altın Kelebek” ödül töreni heyecanına katılmak çok kolay. En sevdiği sanatçılara oy verdikten sonra güçlü ve sağlıklı görünen saçlarıyla fotoğrafını paylaşan katılımcılar, ödül gecesinde benzersiz deneyimler yaşama şansı yakalayacak. Seçilecek 10 kişi geceye Pantene’le hazırlanacak, alanında uzman kişilerden tavsiyeler alarak kırmızı halıda parlayan saçlarıyla yürüyecek.
Oylamaya katılmak ve gecenin yıldızı olmaya hak kazanmak için: http://www.pantenealtinkelebekodulleri.com/
Sosyal medyada  #PanteneAltinKelebek etiketini ve Pantene Türkiye Instagram ve Youtube sayfalarını takipte kalın!



Bir boomads advertorial içeriğidir.

Monday, February 15, 2016

BÜTÇESİZ BLOGGER İLETİŞİMİ OLUR MU?




Bu zamana kadar blogların marka iletişim çalışmalarında nasıl konumlandırıldığı ile ilgili pek çok içerik ürettiğimi fark ettim. Evet içerikle pazarlamanın önemi her geçen gün artıyor, evet hikaye yaratmak bunu yaparken de bağımsız içerik profesyonelleri ile çalışmak bir şart. Bu taraf hep marka ve ajansların gözünden, onların tarafından durumu özetliyor. Madalyonun diğer yüzü olan blogger’ların bu iletişim süreci içinde neler yapması ya da yapmaması gerektiği ise ayrı bir yazı konusuydu. İşte şimdi de bu yazının sırası!
 
Hep konuştuğumuz gibi blog yazarlığı bugün, birçok kişinin ana işi. Yani hayatlarını sadece blog yazarak, içerik oluşturarak ya da sosyal medya kanallarında içerik üreterek (görsel, video) kazanan sayı olarak hiç de azımsanamayacak bir kitle var. Temennim o ki, bu sayı her geçen gün artacak. Bu ekosistem de bu şekilde büyümeye devam edecek. Bu noktada marka ve ajanslar kadar blog yazarlarına da çok büyük iş ve sorumluluk düşüyor. Unutmamak gerekir ki, bir yazı yazmak ve hatta sadece bir başlık belirleyebilmek için bile saatler geçirilen bir iş yapıyoruz aslında. İçeriği oluşturmak için araştırma yapmak, çoğu zaman deneyim yaşamak bir yerlerde olmak, röportaj yapmak gibi uzun süreçleri de geçirmek gerekiyor. Örneğin seyahat blogger’ları içerik üretebilmek için gezmek, görmek ve iyi kareler yakalayabilmek için uzun uğraşlar harcıyor. Ya da bir yeme-içme  blogger’ı o nefis, iştah kabartan görseli oluşturmak için nasıl bir maddi-manevi kaynak harcıyor tahmin etmek zor olmasa gerek. Bu örnekleri tüm kategoriler için artırabiliriz. Ana fikrimiz ise büyük bir emek verildiği ve bunun dijital platformlar içerisinde önemli bir mecra olduğudur.
Şimdi gelelim bu önemli mecrayı, mecra sahipleri olarak nasıl yönetmemiz gerektiğine… Bugün bloglarda olmak istemeyen, 360 derece iletişim çalışmasında blogları es geçen marka neredeyse yok. Yani bir iletişim çalışmasında televizyon, radyo, gazete, dergi gibi bloglar da yer alıyor. Bu çok güzel!


Mecra sahibi olarak dikkat edilmesi gereken nokta ise bu mecranın, markalar için ‘’ücretsiz bir alan’’ olmadığını bilincine varmamız. Elbette, dilediğimiz marka ya da ürünle ilgili her zaman bir maddi beklenti ile ilerlemek gerekmiyor. Doğal paylaşımlar, tavsiyeler olmalı, gidilen bir etkinlikten bir beklentiye sahip olmadan paylaşım yapılabilir. Bundan doğal bir şey de olamaz. Ancak bir reklam projesi kapsamında, sadece mecramızın bedelsiz olarak kullanılmasına da müsaade etmemek gerekiyor. Bunun en önemli sebebi, öncelikle emeğinizin her alanda olduğu gibi bir karşılığı olduğunu hissettirmek. Diğer ise eğer bu alanda bir gelecekten söz etmek istiyorsak bunun bir değeri olduğunu vurgulamak.
Marka televizyonda reklam bütçesi ayırıyor, evet açık havada da her yerde görüyoruz onu. Ve hatta sinemada film başlamadan, tekrar tekrar bize reklam filimi izlettiriyor. Ama sizin blogunuzda neden ücretsiz şekilde yer almayı bekliyor? Televizyona da bütçemiz yok mu diyor?
Olayları ve blogumuza bakış açısını bunları dikkate alarak değerlendirmekte fayda var:)

Tuesday, February 2, 2016

TEB GİRİŞİM EVİ NEDİR?

Günümüzde bir çok girişimcinin henüz üniversite çağında gerçekleştirmek istediği ve kurumsal hayatın içine girdiğinde bu isteğini olgunlaştırdığı, projelendirdiği pek çok girişimcilik fikri bulunuyor. Bu girişimlerin büyük bir bir kısmı yatırım kaynağı bulamamaktan hayata geçemiyor. TEB, bu noktada bir süredir girişimciler için oldukça cazip fırsatlar sunuyor. Banka, ''Teb Girişim Evi'' çatısı altında girişimcilere özel bir iletişim de gerçekleştiriyor. Bu kadar önemli ve fayda sağlayan bu hizmeti detaylı şekilde paylaşmak istiyorum.

TEB Girişim Evi Neler Yapıyor?

TEB Girişim Evi yüksek katma değer üreten girişimcilerin projelerinin geliştirilmesini sağlamak amacıyla kurulmuş bir iş geliştirme merkezidir. TEB Girişim Evi’nde İş Yönetimi Danışmanlığı, Girişimcilik Eğitimleri ve TEB Kuluçka Merkezi olmak üzere 3 farklı yaklaşım ile hizmet sunuluyor. Bu hizmetlerin detaylarına buradan bakabilirsiniz. Kısaca özetlemek gerekirse, iş/proje fikri olan girişimcilere henüz başlamadan önce projeleri ile ilgili doğru iş modellerinin oluşturulması, yatırım sermaye ihtiyacının belirlenmesi, pazarlama ve satış planlarının oluşturulması başta olmak üzere, düzenli olarak girişimcilik ile ilgili ücretsiz eğitimlerin verilmesi ve belki de en önemlisi olan ofis çalışma alanı ve ofis donanımları konularında da destek veriliyor. Gerçekten bir girişimcinin ihtiyacı olan tüm imkanlar, bir plan program çerçevesinde sağlanıyor. Bu zamana kadar  TEB Girişim Evi ile 52 girişimcinin  22 milyon TL ciroya ulaştığı da açıklanan bilgiler arasında. 

TİM-TEB Girişim Evi Programlarının Katkıları Neler?
  • Girişimcilik potansiyelini yaygınlaştırır.
  • Devlet desteklerine etkili bir şekilde ulaşmayı sağlar.
  • Teknoloji firmalarının büyümesini ve ihracat çabalarını destekler.
  • Yeni kurulan şirketlerin başarısını arttırır.
  • Teknoloji firmalarının girişimciliğini geliştirir.
  • Yenilikçi ürün ve hizmetlerin yurtiçi ve yurtdışı platformlara ulaşmasını sağlar.
  • Girişimci ve teknoloji firmalarının finansal ihtiyaçlarını yenilikçi çözümlerle yönlendirir.
  • İş dünyası ile girişimcilerin iş birliğini geliştirir.
  • Yatırımcı potansiyelini artırır, girişimci-yatırımcı ilişkilerini destekler.

Süreç Nasıl İlerliyor?

TİM-TEB Girişim Evleri’nde “kuluçka” aşaması için “Start Up”, “hızlandırma” aşaması için “Level Up” ve “büyüme” aşaması için de “Grow Up” programları başlıyor. İstanbul, İzmir, Denizli, Bursa, Mersin TİM-TEB Girişim Evleri’nde uygulanacak bu programlarda, girişimcilerin ihtiyaç analizlerini gerçekleştirdikten sonra işletmenin seviyesi belirliyor ve verilecek danışmanlık hizmetleri buna göre tanımlanıyor. 
Başvuru formu: http://teblegirisim.com/tebform/index.php  (Son başvuru tarihi 15 Şubat 2016)

Friday, December 25, 2015

KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ BİR OTOMOBİL DENEYİMİ: NISSAN JUKE




Geçtiğimiz günlerde Nissan’ın son zamanlarda yoğun iletişim gerçekleştirdiği Juke lansmanına katıldık. Marka yetkililerinin de katılım gösterdiği özel lansman çıkışında otomobil almayı düşünen herkesin aklında bir Nissan Juke’un belirdiğine eminim.
Tüm sebeplerden önce Nissan Juke’un çok genç ve enerjik bir algısı var. Bu algıyı, otomobilin tasarımı ve markanın konumlandırması sağlıyor öncelikle. Bu markayı müzikle, etkinliklerle bağdaştırıyorlar ki haklılar. İletişim dili de bu nedenle gelenekselin ötesinde… Gecede Nissan Juke’un sloganı hashtaglerle tanıtıldı. #senneredeysenpartiorada hashtagi ile sosyal medya paylaşımları gerçekleştirildi.
Ürünün tasarım dışında diğer öne çıkan özelliği konforu ve iç dizaynı. Bir otomobil tercih ederken elbette sadece tasarımına bakmayız. Hem tarzımızı yansıtacak şekilde hem de ihtiyaçlarımızı giderecek şekilde bir ürün tercih ederiz. Bu noktada diğer özelliklerini de bu yazıda paylaşmak istiyorum.
 
  • Juke’un DIG-T 115 benzinli motoru, düşük ağırlığı, Stop/Start özelliği ve ortalama 5,6 litre yakıt tüketimiyle daha ekonomik ve çevreci bir performans sergiliyor.
  • Sky Pack versiyonundan itibaren sunulan panoramik sunroof ile daha aydınlık ve ferah bir konforun tadını çıkart, dilediğin an yolculuğunun havasını değiştir.
  • Şerit Takip Uyarı Sistemi
  • Kör Nokta Uyarı Sistemi
  • Hareketli Nesne Algılama Sistemi
Kendisini ‘’şehrin yaramaz çocuğu’’ olarak tanımlayan Nissan Juke ile ilgili detaylı bilgi için bu adresi ziyaret edebilirsiniz.

Monday, November 16, 2015

PARAMI YÖNETEBİLİYORUM GÜNLÜĞÜ : FİNAL


Paramı Yönetebiliyorum günlüğümü adım adım blogumda sizinle paylaştım. Bu günlüğü bu yazı ile noktalayacağım. Bu yazıyı okuduğunuzda eğer halen ‘’Paramı Yönetebiliyorum’’dan haberdar değilseniz sizi buraya alayım.

Bu pratik eğitimler zinciri ile ne öğrendim? 
  • Aslında birikim yapmanın çok kazanmakla ilgisi olmadığını 
  • Herkesin – hatta öğrencinin bile- kazancı ile orantılı olarak birikim yapabileceğini 
  • Birikim yapmanın dönemsel bir çaba olmadığı aslında bir yaşam biçimi olduğunu 
  • Gelir/gider dengesi kurmanın bu çalışmanın en temel mantığı olduğunu 
  • Harcamaların devamlı olarak kontrolde tutulması gerektiğini, küçük ve göze gözükmeyen harcamaların asıl gider kalemini oluşturduğunu, bu nedenle bu harcamaları not almak gerektiğini uygulamalı şekilde öğrendim.

Bu süreçte neler yaptım? 

  • Eğitim giderlerini- yüksek lisans- ödemelerimi plan dahilinde zorlanmadan tamamladım.
  • Evde orta çaplı bir tadilat yaptırdım ve bunu da makul şekilde ödedim. 
  • Çocuğumun eğitim masrafları için bir fon oluşturdum ve buraya aylık makul bir rakam yatırmaya başladım. 
  • Evde gereksiz ve kullanılmayan- giderek de güncelliği kaybeden- teknolojik cihazlardan kurtuldum yani satararak paraya çevirdim. 
  • Kredi kartı harcamalarını azalttım ve olmazsa olmaz harcamalara odaklandım. (Ödemelerimi önem sıralamasına göre kategorize etmeyi başardım)
Bu haftalar/aylar sonra bu eğitim programı ile geleceğe daha bir güvenle bakmak, sürdürülebilir bir programa dahil olmak gerçekten çok güzeldi. Ben bu programda öğrendiklerimi imkan oldukça hayatıma entegre etmeye devam edeceğim. Ve unuttukça, tökezledikçe de sitedeki bilgilere, yeniliklere muhakkak göz atacağım.

Thursday, November 12, 2015

SALT ''SON ŞANSIMIZ MI?''

 
SALT, kültür sanat etkinliklerinin yanında sosyal sorumluluk misyonları ile dünyayı ilgilendire konuları odağına alan programları da meraklısı ile buluşturuyor.

Birleşmiş Milletler’in 30 Kasım-11 Aralık tarihlerinde Paris’te düzenleyeceği İklim Değişikliği Taraflar Konferansı’na (COP21, iklim değişikliğinde geri dönülemez bir sürece girilmesini engellemek için “son şans” olarak nitelendirdiği konuları ele alacak. SALT konferanson çıkış noktasını baz alarak müze ve kültür kurumları ile sanat pratiklerinde bireysel ve kurumsal değişimlere önayak olabilecek ekolojik yaklaşımlar üzerine bir araştırma programı geliştiriyor. Bu alanda üretilmiş işleri kamuyla paylaşmanın yeterli olmadığı gerçeğinden hareketle kurum, iklim değişikliği konulu mevcut araştırmaları görünür ve anlaşılır kılmanın önemine inanıyor. Bu çerçevede, bir müzakere platformuna dönüşerek kurumsal ilke ve politikaların yanı sıra bireysel davranış kalıplarını yeniden şekillendirebilecek yeni bilginin üretimine katkıda bulunmayı amaçlıyor.

SALT Beyoğlu’nda 27 Kasım ile 4 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilecek ilk program kapsamında, iklim değişikliğiyle doğrudan ilişkili çevre meselelerinde çeşitli eylem ve araştırmaları irdeleyen sekiz belgesel filmin gösterimi yapılacak. Bu açılış, ekolojik farkındalık konusunda fikir alışverişlerine dayalı bir konuşma serisine temel oluşturacak. Bunları takiben, SALT’ın sergi yapım süreçleri ve yapısal pratiklere yaklaşımlarını etkilemesi, kurum dışındaki iş yapma biçimlerine ilham vermesi ve söz konusu meseleler hakkında süregelen tartışmalara katkı sunması planlanan eylemlere geçilecek.

Monday, November 2, 2015

İpana Luxe Perfection Beyazlatıcı Diş Macunu yorumlarım

Doğru makyaj, dolgun kirpikler, bakımlı bir cilt, hacimli saçlar… En önemlisi de beyaz dişlerle sağlıklı, güzel bir gülümseme! Bu yüzden diş bakımına ve beyaz olmasına oldukça özen gösteriyorum. Sürekli yeni ürünleri deneyimlemeyi de seviyorum. Burada raflarda gözüme çarpan ve Amerika’nın en büyük diş macunu markası olan Crest aslında Procter and Gamble’ın Türkiye’de sunduğu İpana markasıyla tamamen aynı içeriklere sahipmiş. Dünyada ilk defa beyazlatıcı bantları üreten bir marka olduğu için 3 boyutlu Beyazlık ailesi oldukça ilgimi çekti. Son zamanlarda market alışverişine gittiğim her mağazada ve televizyonlarda sıklıkla İpana’nın yeni ürünü olan Perfection’a denk gelince ve özellikle 3 günde %100’e kadar lekesiz iddasını duyunca denemek istedim ve hemen aldım.
İpana’nın en hızlı ve en güçlü beyazlatıcı diş macunu ünvanına sahip bu diş macunu ile deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Diş hekimimin de daha beyaz bir diş için önerdiği İpana 3D White Perfection ile güvenle, bembeyaz gülebiliyorum.
Perfection diş macunu 3 Boyutlu Beyazlık ailesinin en ileri ve etkili beyazlatıcı diş macunu teknolojisini içeriyor. Böylece diş minesine zarar vermeden sadece 3 günde diş yüzeyindeki lekeleri %100’e kadar etkin biçimde çıkarıp ve bembeyaz bir gülümsemeye sahip olmamızı sağlıyor.
Performansına gerçekten çok şaşırdım. Etkisi inanılmaz! İlk kullanımdan itibaren bile diş yüzeyindeki lekeleri çıkarma etkisini farkediyorsunuz. Keskin nane tadıyla ferahlığı sağlıyor, böylece uzun süre ferah bir nefese de sahip oluyorsunuz. Beyazlatma etkisi bu kadar iyiyken diş mineme hiç bir zarar vermediğini bilmek de çok güzel.
Procter and Gamble’ın tüm dünyada pazara sunduğu en gelişmiş beyazlatıcı diş macunu olan 3 Boyutlu Beyazlık Luxe Perfection İpana ile Türkiye’de de raflarda yerini aldı. Denediğinizde bana hak vereceksiniz:) Kullanmadan kesinlikle inanmazdım, deneyince etkisini gördüm ve mükemmel sonuç aldım.
Tam bir bakım sağlamak için aynı ailenin Oral-B 3D White Luxe ağız bakım suyunu da kullanıyorum. O da diş macunu ve fırçasının ulaşamadığı alanlardaki lekeleri bile çıkararak uzun süre, keskin bir ferahlık sağlıyor.
Unutmadan küçük bir not ekleyeyim; P&G ve İpana ürün performansına o kadar güveniyor ki, memnun kalmazsanız paranızın 2 katını iade ediyor. Bu nedenle beyazlatıcı etkisini kendiniz de görün diye bence gerçekten denemeniz gereken bir ürün.
Ürünü satın almak isterseniz tıklayınız!
P.S. Bana bu bilgiler yetmedi, ağız ve diş sağlığı üzerine daha çok şey merak ediyorum diyenleri aşağıdaki siteye alalım.
http://www.agizbakimuzmani.com/
#ipanaperfection  #gülüşünügöster
İçerik Kaynak: http://kokoshgirl.com/
Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=B7MDJzarokU

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Tuesday, October 27, 2015

BLOGGERLARIN PR FİRMALARI İLE İMTİHANI

Halkla ilişkiler dinamiklerinin form değiştirdiği  günümüzde ne yazık ki bu sürece ayak uyduramayan çok sayıda pr firması var. Markalar bu pr firmaları ile nasıl bir mantıkta çalışıyor anlamak güç ama bir şekilde bu organizasyonlar varlıklarını sürdürmeye  devam ediyor. Bu firmaların en büyük problemi dijitalin önemli olduğunu kabul etseler dahi bu yönde yatırım yapmamaları ve bu yönde istihdam sağlamamaları.

Yazıya konu olan bu pr firmalarının dijital iletişimden anladıkları tek şey kazara ellerine geçmiş blog listelerine ilgili / ilgisiz bülten servis etmek. Evet ilgili/ilgisiz diyorum çünkü kategorizasyondan bir haberler. Müzik blogum Hayat Müzik sebebi ile günde onlarca bülten/davet maili alıyorum. Bu maillerin müzikle ilgili olması çok normal, buraya kadar bir problem yok ancak ‘’inşaat, gömlek,’’ mailleri alıp, üstüne bir de ‘’az önce gönderdiğim maili sayfanızda değerlendirebilir misiniz?’’ diye ısrar maili gelince sormadan geçemiyorum. ‘’Hangi sayfada değerlendirmem için yolladınız?’’ 

                Görsel: http://www.creampr.nl/event-celebrate-dressmas-with-boohoo-com/

İşte burada yazışma bitiyor. Çünkü markanın dijital iletişimini yapmak üzere görevlendirilmiş kişi hangi kişi ile hangi blog ile yazıştığını bile bilmiyor! Önemli olan herhangi bir yerde o içeriği yayınlatmak. Ben bu gömlek içeriğini hayatmuzik.com ‘da yayınlasam nasıl bir etki görebilecek marka?

Kurumsal hayatında blog iletişimi ile doğrudan ilgilenen biri olarak markaların iletişim stratejilerini belirledikleri ve onları temsil eden firmaları çok doğru seçmeleri gerektiğini ve bu blog iletişimini sadece mail/bülten gönderimle sınırlı tutmamalarının altını çizmek istedim. 

İyi bloglamalar!

Sunday, October 11, 2015

''ZERO'' SERGİSİNİ AJANDAYA KAYDEDİN!



Ülkemizde sanat adına gerçekleşen güzel etkinlikler yarınlar için umut niteliğinde… Akbank Sanat’ın 25. Caz Festivali’nin etkisi sürerken ZERO sergisi de sanat severleri yakalamayı başardı. ‘’ZERO Geleceğe Geri Sayım’’ sergisi 10 Ocak 2016 tarihine kadar Sakıp Sabancı Müzesi’nden dünyaya yayılacak.


ZERO Nedir?

Zero İkinci Dünya Savaşı’nda ortaya çıkan ve çağdaş sanatta iz bırakmış bir akım. ZERO’nun tanıtıcı bülteni ‘’ II. Dünya Savaşı sonrasında gelen yıkıma ve olumsuzluğa bir cevap olarak 1957’de Düsseldorf’ta doğan ZERO akımı, bir avuç genç sanatçının savaşın durağanlığa sürüklediği sanat ortamında eserlerini sergileyecek galeri bulamamasıyla başladı. Sanatçı kimlikleriyle felsefe eğitimlerini birleştiren Alman sanatçılar Heinz Mack ve Otto Piene, “Sanat sıfırdan başlamalı” prensibiyle yola çıktılar ve karamsarlık havasından silkinerek her türlü yeni başlangıca zemin sağlayacak bir “ZERO alanı” hayal ettiler. Birkaç sene sonra aralarına Günther Uecker’in de katılımıyla ortaya çıkan ortak vizyon, müthiş bir yaratım enerjisiyle dünyanın dört bir yanında karşılığını buldu. ‘’ der. 
Sergi,konser, tiyatro gibi sanatsal aktiviteler yazı ile bir yere kadar anlatılabiliyor. Bu içerik sadece bir fikir olabilir sergi ile ilgili. En kısa zamanda ajandaya kaydedip, gidip görmek gerekiyor, ertelemeden, es geçmeden… 
ZERO ile ilgili detaylı bilgiyi buradan edinebilirsiniz.

Friday, October 2, 2015

PARAMI YÖNETEBİLİYORUM GÜNLÜĞÜ 4




Bu ayki ‘’Paramı Yönetebiliyorum’’ serüvenimde beklenmedik bazı harcamalarım oldu. Evin en önemli kullanım alanlarında banyoda çıkan bir problem ve ileride de sorun çıkmasını engellemek adına daha gerçekçi bir çözüm yaratma isteğimiz üzerine banyoyu köklü bir tadilata sokmak durumunda kaldık. Bu duruma çok da hazırlıklı olmadığımız için yapmaya yeni başladığımız bütçe takibinde biraz gerilediğimizi söyleyebilirim.  Eşimin yüksek lisans programı için planladığımız birikim hedefi bu nedenle biraz sekteye uğradı.  Aslında her ikisini de birlikte yapabileceğimizi düşündük önce.  Ancak hemen paramı  yönetebiliyorum eğitiminin en temel öğretilerinden birisi olan ‘’Hedeflerin geniş kapsamlı olmaması’’ bilgisini hatırladım. 


Yani gerçekleşmesi zor, sıkıntılı hedefler koymak doğru değil. Hedefleri genel değil olabildiğince nokta atışı belirlememiz gerekiyor. Bu durumda hem ciddi maliyetli bir banyo yenilemesi ve yine yüksek rakamlı bir yüksek lisans eğitimi aynı anda ilerleyemeyecekti. Ya da en azından çok zor ilerleyecekti. Biz de hedeflerimizi 2’ye bölmeye karar verdik. İlk bölümde zaruri olan banyo tadilatı giderlerini kredi kartı, banka kredisi gibi finansal ürünler kullanmadan karşılayacağız. Sonrasında ise yüksek lisans eğitimi için planlamamızı yapacağız.  Bu özel bilgilerden yola çıkarak eğitimin ‘’hedefler’’ konusunda ne dediğini maddeler halinde hatırlayalım.
  • Hedeflerin geniş kapsamlı olmaması şart.
  • Aynı anda çok fazla hedefe odaklanmamak önemli. Bir sıralama yapmalıyız.
  • Hedefe giderken karışılacağımız engelleri düşünmek buna göre bir planlama düşünmeli.
  • Hedefler için parayı kontrol etmemiz olmazsa olmaz bir nokta.
  • Harcamalar konusunda ise mottomuz ‘’gelirinden az para harcamak

Bu noktada da gereksiz ya da daha az önemli satın almaları yaparken 10 saniye düşünmek- harcama dürtüsünü yenmek-

Mesela biz, günlük boyunca anlattığımız gibi Bireysel Emeklilik, ve vadeli hesap gibi finansal ürünlerimize extra harcama dönemlerinde dahi dokunmamayı başardık. Bu, harcama yaparken satın alma dürtüsünü yenmek sayesinde olabiliyor.


Durum bu, umarım hedeflerine ulaşmada bu günlük içerisinde size aktardığım bilgiler ışığında hızla ilerliyorsunuzdur. Devir yatırım devri ve bunu ancak paramızı efektif  yöneterek yapabileceğiz.

Thursday, September 3, 2015

14. İSTANBUL BİENALİ BAŞLIYOR!


Kültür sanat meraklıları için güzel gelişmeler de olmuyor değil. Carolyn Christov-Bakargiev, TUZLU SU: Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori başlığıyla 14. İstanbul Bienali bu yıl 30'un üzerinde noktada 2 ay gibi bir süre boyunca izleyicilerle buluşacak.

14. İstanbul Bieanali'nde Neler Var?
  • 60’ın üzerinde sanatçının yanı sıra aralarında denizbilimci, hikâye anlatıcısı, matematikçi ve nörobilimcilerin de bulunduğu diğer katılımcılar, kolektif ve zamansız bir ortak düşünme deneyinde buluşacaklar. 
  • Bienalde, düşüncenin alabileceği formlar matematikle, fenle, bitkilerle ve sanatla içiçe araştırılacak. 
  • Bienal kapsamında aynı zamanda paneller ve okuma günleri gibi etkinliklerin olduğu kamusal program ile film programı da düzenlenecek.


14. İstanbul Bieanali Ne Zaman Başlıyor?

14. İstanbul Bienali, 2 Eylül’deki basın ve 3 - 4 Eylül’deki profesyonel ön izleme günlerinin ardından 5 Eylül Cumartesi günü meraklıları ile buluşuyor.

Nerelerde Olacak?

Boğaz hattı boyunca, Karadeniz’den Marmara Denizi’ne ve şehrin iki yakasında 30’un üzerinde farklı mekânda gezilebilecek. 
Başlıca mekanlar arasında Büyükada’daki Splendid Palas ve Troçki Evi’nin, Şişli’deki yeni Hrant Dink Vakfı binasının yanı sıra ARTER, İstanbul Modern, Masumiyet Müzesi, SALT Galata ve Depo yer alıyor.

Etkinlik programları ve 14. İstanbul Bienali hakkında detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.